1. Genel Olarak Muvazaa Kavramı
Muvazaa, tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla gerçek iradelerine uymayan bir hukuki işlem görüntüsü yaratmalarıdır. Görünüş ile irade arasında bilinçli bir uyumsuzluk söz konusudur. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 19 uyarınca, bir sözleşmenin türü ve içeriği belirlenirken tarafların kullandıkları ifadeler değil, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır. Bu düzenleme muvazaanın normatif temelini oluşturmaktadır.
2. Muvazaanın Türleri
2.1. Mutlak (Tam) Muvazaa
Muvazaa mutlak ve nispi olmak üzere ikiye ayrılır. Mutlak (tam) muvazaada taraflar gerçekte hiçbir hukuki sonuç doğurmak istemez; yalnızca üçüncü kişileri, çoğu zaman da alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla, yanıltmak için görünürde bir işlem yaparlar. Bu durumda ne görünürdeki işlem ne de arkasında bir gizli işlem geçerlidir; görünürdeki işlem baştan itibaren kesin hükümsüzdür.
2.2. Nispi (Mevsuf) Muvazaa
Nispi (mevsuf) muvazaada ise taraflar görünürde bir işlem yapmakta, ancak gerçekte farklı bir hukuki işlem kurmayı amaçlamaktadır. Görünürdeki işlem üçüncü kişileri aldatmaya yöneliktir ve hükümsüzdür. Buna karşılık gizli işlem, kanuna aykırı değil ve tabi olduğu şekil şartlarına uygun ise kural olarak geçerli kabul edilir.
3. Muris Muvazaası Kavramı ve Niteliği
Nispi muvazaanın uygulamadaki en tipik görünümü muris muvazaasıdır. Muris muvazaasında miras bırakan, mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla tapuda satış ya da ölünceye kadar bakma sözleşmesi gibi ivazlı bir işlem yapmış gibi görünmekte; oysa gerçekte bağış iradesiyle hareket etmektedir. Gerçek irade ile açıklanan irade arasındaki bu bilinçli uyumsuzluk muvazaayı oluşturur.
4. Muris Muvazaasının Unsurları
Muris muvazaasının varlığından söz edilebilmesi için şu unsurların birlikte gerçekleşmesi gerekir:
- Murisin mirasçılardan mal kaçırma kastıyla hareket etmesi,
- Dava konusu taşınmazın murise ait olması,
- Taşınmazın tapuya kayıtlı bulunması,
- Devrin tapu memuru huzurunda resmi şekilde yapılmış olması,
- Davanın murisin ölümünden sonra mirasçılar tarafından açılmış olması.
5. Yargıtay Uygulaması ve İçtihadı Birleştirme Kararı
Muris muvazaasının hukuki esasları 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile belirlenmiştir.
Anılan kararda, mirasçıyı miras hakkından yoksun bırakmak amacıyla tapuda satış iradesi açıklanmış olsa dahi işlemin muvazaalı sayılacağı; gizli bağışın ise taşınmaz devrine ilişkin şekil şartlarına uyulmaması nedeniyle geçersiz olduğu kabul edilmiştir. Bu nedenle saklı pay sahibi olsun ya da olmasın, miras hakkı ihlal edilen tüm mirasçılar muvazaa hukuksal nedenine dayanarak tapu iptal ve tescil davası açabilmektedir.
6. Uygulamada Muris Muvazaasının Görünüm Biçimleri
Uygulamada muris muvazaası çoğunlukla belirli saiklerle ortaya çıkmaktadır. Yargı kararlarına yansıyan uyuşmazlıklar incelendiğinde, miras bırakanın belirli mirasçıları kayırma veya bazı mirasçıları dışlama eğilimi çerçevesinde temlikte bulunduğu görülmektedir. Ülkemizde en sık karşılaşılan muris muvazaası nedenleri şunlardır:
- Erkek çocuğun diğer mirasçılara üstün tutulması,
- Çocuğun veya çocukların murisi ihmal ettiği düşüncesiyle yapılan temlikler,
- İkinci eşin diğer mirasçılara tercih edilmesi,
- Murisin yakın mirasçısının bulunmaması nedeniyle belirli kişilerin kayırılması,
- Eşi koruma ve güvence altına alma amacıyla yapılan devirler,
- Yakın mirasçı olarak yalnızca eşin bulunması halinde yapılan temlikler,
- Çocuklardan birinin veya birkaçının diğerlerinden üstün tutulması,
- Torunların diğer mirasçılara tercih edilmesi,
- Bakıcı, komşu veya üçüncü kişilerin kayırılması,
- Boşanmış kız çocuğunu destekleme amacıyla yapılan temlikler.
7. Görevli ve Yetkili Mahkeme
Muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davalarında, dava konusu taşınmazın değer ve miktarına bakılmaksızın görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemeleridir. Bu durum, uyuşmazlığın niteliğinden kaynaklanmakta olup, görev hususu kamu düzenine ilişkindir.
Yetki bakımından ise, muris muvazaasına dayanan davalarda kesin yetki kuralı geçerlidir. Buna göre, dava konusu taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir. Birden fazla taşınmazın dava konusu olduğu hallerde ise, taşınmazlardan herhangi birinin bulunduğu yer mahkemesinde davanın açılması mümkündür.
8. Zamanaşımı ve Hak Düşürücü Süre
Muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davalarında kural olarak zamanaşımı süresi öngörülmemiştir. Bununla birlikte, dava hakkının süresiz olması hukuk güvenliği ilkesi ile bağdaşmamaktadır. Bu nedenle öğretide ve uygulamada, özellikle uzun yıllar sonra açılan davaların Türk Medeni Kanunu m. 2 kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmektedir.
Öte yandan, 3402 sayılı Kadastro Kanunu m.12/3 hükmü uyarınca; kadastro tutanaklarının kesinleşmesinden itibaren 10 yıl geçmekle, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak dava açılması mümkün değildir.
Söz konusu süre hak düşürücü süre niteliğinde olup, zamanaşımından farklı olarak taraflarca ileri sürülmese dahi hâkim tarafından re’sen dikkate alınır ve sürenin dolması halinde davanın esasına girilmeksizin reddine karar verilir.
9. Süre Açısından Dürüstlük Kuralına Aykırı Durumlar
Söz konusu davalar bakımından kanunda açık bir zamanaşımı süresi öngörülmemiştir. Ancak, dava açma hakkının süresiz olması hukuk güvenliği ilkesi ile bağdaşmamaktadır. Bu nedenle, uzun yıllar sonra dava açılması, Türk Medeni Kanunu m. 2 kapsamında düzenlenen dürüstlük kuralının ihlali olarak değerlendirilmektedir.
Nitekim, Yargıtay da yerleşik içtihatlarında; murisin ölümünden uzun süre sonra (örneğin 20 yıl gibi) açılan davaların, somut olayın özelliklerine göre dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edebileceğini ve bu durumun hakkın kötüye kullanılması niteliğinde değerlendirilebileceğini kabul etmektedir.
10. Terditli Dava Açılabilmesi
Muris muvazaasından kaynaklanan tapu iptal ve tescil davalarında, asıl talebin reddedilmesi ihtimaline karşılık terditli olarak tenkis talebinde bulunulması mümkündür.
Tenkis talebinin ileri sürülebilmesi için, mirasbırakanın yaptığı bir tasarrufla saklı paylı mirasçıların saklı paylarının ihlal edilmiş olması gerekmektedir.
Saklı payın ihlal edilip edilmediği ise, mirasbırakanın ölüm tarihi itibarıyla terekenin aktif ve pasifinin belirlenmesi suretiyle tespit edilir. Bu kapsamda, terekenin net değeri esas alınarak saklı pay oranlarının zedelenip zedelenmediği ortaya konulur.

